eski pikap
<
neden hala tanınmıyor bu kadın diye üzülmekteyim..neyse biri beni dansa kaldırsın ..az votkam da var=)(umay müjgan)
"zalime haddini bildirmek, öksüze kaftan giydirmektir." annemin eşsiz özdeyişlerinden biridir bu. eğer sizi yöneten terazi vicdan değilse, bu kadar güçlü ve yerleşik bir ifadenin icazetiyle dilediğiniz kadar acılaşabilir, kötüleşebilirsiniz.
"bu adam zalim". bu öyle bir cümle ki; adaleti olan ya da en azından adaletli olma derdinde olan biri bu cümleyi zekânın yarattığı
gerekçelerle kurmayı kendine yakıştırmaz. adaletli biri ancak kendine, kendi doğrularına, zaaflarına, hırslarına, egosuna gerçekten mesafe koyabildiğinde ve vicdan bunu onayladığında içindeki savaşçının önünü açar.
sen zalim bir insansın. bilen bilir, ne kadar canım yanarsa yansın, ne denirse densin, ne olursa olsun konuşmak, cevap vermek âdetim değildir. bu kadar sert ve zor bir dünyada kişisel sıkıntıların kamuoyu önüne taşınmasını ayıp bulurum. hırsın, öfkenin; insanın ahlakını değiştirmesine izin vermemenin erdemine inanırım. kelimelerin gücünü, istenilirse ne kadar zehirli, kıyıcı, mahvedici olduğunu, üstelik bunun en alasını, en
acıtanını yapabileceğini bilen biri olarak hiçbir şey için, hiç kimseyi kırıp dökmeye değmeyeceğine bütün kalbimle inanırım. arkadaşlığımız niye bitti biliyor musun?
senin ikili ilişkilerde de vazgeçemediğin iktidar tutkusuyla, gücünü sınamak için icat ettiğin uyduruk küslük oyunlarına geldiğim için değil. orta sınıf ahlakıyla yetişenlerin çok iyi bildiği o vefa duygusuyla, bana benzemeyeni de sevebilmeyi, anlayabilmeyi değerli addederek, yirmi beş yıla yakın sürüklediğim bu arkadaşlıkta hep içime sinmeyen, önceleri adını koyamadığım, içten içe hep rahatsızlık veren tuhaf bir sezginin; sonunda, bana rağmen pembe balonu patlatması yüzünden...
sen en büyük harfler, en iri kelimeler ve büyük kahkahalarla gereğinden fazla sevgiden, iyilikten, dostluktan, sadakatten bahsederken çıkardığın gürültünün bana, hiç durmadan babamın, "insan en fazla kendinde olmayandan söz eder" cümlesini hatırlatmasına engel olamadığım için... bir insanın büyük bütünü bu kadar gözden kaçırıp, bu kadar kükremesini elimde olmadan küçümsediğim için...
kişi, konu, gerekçe ne olursa olsun, neden ille de en aşağılayıcı, en yaralayıcı sözleri tercih ettiğine, insanları nasıl böylesine iştahla küçük düşürmeye çalışabildiğine, bir insan kalbine nasıl bu kadar kıyabildiğine, kelimelerle gerçeği değiştirebileceğine nasıl inanabildiğine, her insan yüreğinin haberle habaseti mutlaka ayırt edeceğini hissetemeyişine, bir türlü akıl sır erdiremediğimden sonunda istemeye istemeye hiç kimseyi gerçekten sevemediğine ikna olduğum için...
"her insanın son ana kadar kredisi vardır" diyerek, beş dakikaya beş yıl harcama cömertliğinden caydığım için.benim hiç kimseyi kandırmaya kalkışmayacak kadar akıllı ve saygılı biri olduğumu unuttuğun için...
son olarak "zalimin meclisinde oturan da zalimdir".. zalimin meclisinde oturmak istemediğim için...
bunları neden yazdığımı daha iyi anlayabilmen için küçük bir hikâye ile tamamlıyorum yazımı:
bir leylek, kendine yuva yapmak için yer arıyormuş. epey bir bakındıktan sonra pek ünlü bir âlimin evinin bacasına yapmış yuvasını, hem de bir şeyler öğrenirim diyerek. bunu gören âlim, "vay sen benim bacama nasıl yuva yaparsın" diyerek, büyük bir hiddetle, taş ve sopayla saldırmış leyleğe. leylek zar zor canını kurtarmış ama kaçarken isabet eden taşlarla bir bacağını kırmış. leylek adalete inanırmış. mahkemeye vermiş âlimi. ve kazanmış davayı. kadı, âlimin de bir bacağının kırılmasına karar vermiş. leylek itiraz etmiş hemen, "aman kadı efendi, lütfen ayağını kırmayın, kavuğunu alın yeter" deyince, kadı sormuş, "neden?" leylek cevap vermiş, "kavuğunu alın ki, başkaları da zalimi âlim sanıp kırılmasın
hızlı dönmesin dünya..yeni'nin eski üzerindeki tahakkümü ve nostalji..
nostaljinin geleceği,metis yayınları,2009
"aklıma suyun intiharı geliyordu hep / şelale deyince " birhan keskin.
şarkıdan haberdar eden melek13'e..
kum bizi yeniden doğuracak, beklemek gerekmiyor üstelik yalnızca yaşayarak.. nasıl uçuşuyor taneleri soluğumuzdan içeri.. bir kalıp doluyor içimiz bu bedenden soyulabiliriz daha sonra.. geride kalan devam eder ayak oyunlarına.. biz gideriz..
sahi ilk kim başlamıştı oyuna, bayanlara öncelik alabilir miyiz? ayrımcılığın pozitif yanları da batıyor üstelik bana, boşver dolaşık adım ilerleyebiliriz.. gidelim trenin düdüğüne bir plak ezberlettim, ne zaman şarkı biter ineriz.. ne tuhaf senin gözlerin, acaba ben hiç bakmadan okyanus dibinde bulabiliyorum diye bir seni, kumları özlediğini sanmış olabilir miyim? neşe'yi de alıp geldim.. yumduk gözlerimizi işte şimdi çöldeyiz, aç gözlerini.. tuzu yakmayacak bu diplerin, kırmızıyı yosunlarda unuttuk.. burası çöl.. burada bir sirk kuracağız.. başa dön..
dans edebiliriz, burası bizim yerimiz geride hiç iz bırakmadan üstelik.. ezilemez adımlarımızla .. bir iki.. sayıları unutturabilirim,kahkahalarda kaç ses tonu var şaşırtabilirim.. sözcükler.. burası bizim pistimiz.. karıncalar ve atlar.. neden çölü seçtim anlıyor musun? seslerin sizliklerin merkezindeyiz.. boş bir dairedir çöl, çok olan tek şey kum.. hiçliğe dağılırken kendimiz oluruz.. zerremiz kum..
dans bu, elbet uzaklaşabilir iki ayak birbirinden biri elini uzatabilir güneşe, dışarıda bir dünya hala duruyor mu yerinde, yaşamaya olmasa da yoklamaya değer.. bugün neşe var falınızda üç vakit buralarda..safranlekesi
herkes kendi niyetinin avcısıdır..
biz seninle aynı erik ağacının dallarını mekan eyledik…
benim dalım çatırdadı az sonra kırıldı..
çok sonraya kalmadan ben düştüm , sen leyla kaldın..
hepsi bu…
her şey bir “an”lıktı..(18 nisan 2010)
uzun sürüyor herşey ama bir yerde hala sana bakmaya devam ediyorum..
çok sıcak bir bahar günü ve istanbul ..evden çıkmadan mail kutuma isyan dolu bir elektronik posta ilişmiş ..çok uzaktan bir dost bana o dönem evde baya dinlediğimiz 3 şarkının ismini attı ve neden bunlar pikabını işgal etmiyor diye veryansında bulundu=) haklıydı ve üzerimizdeki hakkını da yemeye hakkımız yoktu bu şarkıların..neyse kendisine 6 yıllık arşivimin çöktüğünü söyleyince üzülmüş olmalı=) bir 6 sene daha yaşarsam toplarım eskileri ..bakalım=)şimdi sahile çay içmeye ve biraz dost meclislerine karışıyorum bir kaç gün yine eve uğramayacam ..bol bol dinleyi verin=)
9 nisan cuma çok özel pikabımla performans gecesi ..yakında
teksastan genç bir topluluk ve 2010 albümleri ,2 şarkı kulaklarınızındır=)
mia’dan .. çok tatlı ,çok şeker ,çok cici bir grubun bal gibi şarkısı
..(.)
koyu fersen
en çok kendimizi bunda harap ettik=)
bütün iyi şairler kendini öldürür..
yine bahar gelecek!safranlekesi dans edecek
belki aramıza tekrar gelirsin vic
sus
bunu kulağıma bıraktığında gitmişti bu gidiş bol danslı bayram olsun!
“hayatta en kötüsü bir ölüyü sevmektir” meral okay.. beni lhasa karşılacaksa orda azrail gelsin ama ” en kötüsü ölümden sonra bile istemektir” özge dirik
“şairsen ölürsün” kaan ince
sadece anımsadığım bir gece yarısıydı, kalbim anjiyo istedi… o yaptı.
dudağını kaptırmayacaksın.dudağını makaslayacak şarkılar vardır dudağını kesecek dişli ağızlar gibi.dudağını hissetme çünkü unutmak yok ötelemek var
o büyük salonun hıçkırığıydı bu.. ve biz giderken duvar bunu mırıldıyordu..
april..kelimeleriyle rus ruleti oynattırdı.en son dediği ” kırların kapısı yoktur”
güzel uykular..
hafif tempolu dans
80s bir acayipti yavrum!